Hava Durumu

#Sağlık

Yeni Marmara Gazetesi - Sağlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Gebelikte Kimyasallardan Uzak Durun Haber

Gebelikte Kimyasallardan Uzak Durun

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Emre Sertel, gebelik sürecinde dikkat edilmesi gereken noktaları anlatarak, anne adaylarına önemli uyarılarda bulundu. Sezaryenin bir doğum yöntemi değil, yalnızca tıbbi bir zorunluluk halinde uygulanması gereken bir ameliyat olduğunu söyleyen Sertel, "Sezaryen hiçbir zaman ilk tercih olamaz" dedi.  Kocaeli Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Emre Sertel, gebelik sürecinde anne adaylarının dikkat etmesi gereken noktalar, gebelik dönemindeki riskler ve doğum seçenekleri hakkında açıklamalarda bulundu. Normal doğumun doğal bir süreç olduğunu vurgulayan Sertel, sezaryenin ancak tıbbi bir zorunluluk halinde uygulanması gerektiğini belirtti.  "Gebelik bir hastalık değil"  Gebelik sürecinde anne adaylarının nasıl hareket etmeleri gerektiğine değinen Dr. Sertel, "Gebelerimiz öncelikle bilmelidirler ki, gebelik bir hastalık değil. Gebelerimiz öncelikle normal hayatlarına devam etmeliler. Tabii ki iki canlı oldukları için bazı şeylere dikkat etmeleri gerekmektedir. Örneğin beslenmelerine dikkat etmeliler. Susuz kalmamaları, hijyen konusunda duyarlı olmaları gerekmektedir. Bunların arkasından rutin tedavilerini aksatmadan devem etmelidirler. Rutin hayatlarında olduğu gibi sporlarına devam edebilirler. Ancak gebelerimize önerdiğimiz, gebeliğe uygun sporlar yapmaları. Ağır egzersiz ve ağır işlerden kaçınmalılar" dedi.  "Saç boyama gibi herhangi bir kimyasala maruz kalmayın"  Bu dönemde beslenmeye de dikkat edilmesini ifade eden Sertel, "Beslenme konusunda da dikkat etmeleri gereken hususlar var. Bizler biz ilaç olarak vermiş olsak da kendilerinin bu konuya dikkat etmeleri gerekecektir. Bu süreçte haftada birden fazla balık tüketmelerini istemiyoruz. Konserve gıdaları tüketmelerini istemiyoruz. Ne olduğu belli olmayan çeşitli tarım ürünlerini, ilaçları kullanmalarını önermiyoruz. Biz bu nokta da hekimlerine danışmadan herhangi bir ilaç kullanmalarını istemiyoruz. Bunların dışında gebeliğin ilk 3 ayı bebeğin en hassas olduğu, organlarının geliştiği en önemli dönem olduğu için bu dönemde saç boyama gibi herhangi bir kimyasala maruz kalmalarını da istemiyoruz. Yine de bu konu da şüpheleri olan ya da merak ettikleri farklı şeyler olduğunda muhakkak hekimlerine danışmalarını istiyoruz" diye konuştu.  "Süreç iyi takip edilmeli"  Gebelik sürecinde belirli risklerin ortaya çıkabileceğini belirten Dr. Sertel, şu bilgileri paylaştı:  "Anne adaylarımız, gebelik haftasına göre düzenli olarak doktor kontrolüne gitmelidir. Rutin kontrollerde bazı riskler tespit edilebilir. Bunun için ikili test, dörtlü test, detaylı ultrason ve şeker yükleme testi gibi taramalar yapılır. Eğer bir risk tespit edilirse, perinatologlar bu durumu değerlendirir ve gerekli görülürse tanı testleri (amniyosentez, kordosentez gibi) uygulanır. Ancak her risk tespit edilen gebede mutlaka bir sorun çıkacak diye düşünmemeliler. Doktorlarıyla birlikte süreci takip etmeleri önemlidir"  "Sezaryen ameliyattır"  Normal doğumun doğal bir süreç olduğunu vurgulayan Sertel, sezaryenin bir doğum yöntemi değil, tıbbi bir müdahale olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Sertel, "Sezaryen bir doğum biçimi olarak görülmemeli. Çünkü sezaryen bir ameliyattır. Bizlerde kadın doğum hekimi olarak, hastalarımızda herhangi bir risk tespit ettiğimizde, normal doğumun bebeğe veya anneye bir zarar vereceğini düşündüğümüz durumda hastalarımıza bizlerde sezaryen uyguluyoruz. Ancak sezaryen hiçbir zaman ilk tercih olamaz. Sezaryen doğumun bir tercih olarak sunulması aslında gebelerimizin normal doğumdan duyduğu korkudan kaynaklanıyor. Bu nedenle gebelerimize gebelik süreci boyunca bu korkularını aşmaları için ebe polikliniğimiz var. Gebelerimizin normal kontrollerine geldiğinde ebe polikliniğinde doğum yapacakları ebeleri tanıyarak gidermelerini istiyoruz. Bunun dışında 20. gebelik haftası ile birlikte gebelerimizi gebe okullarına alarak, burada ki deneyimli ebe ve doktorlarla bir araya gelerek doğum öncesi, doğum ve doğum sonrasına hazırlamak için gebelerimizle bir araya geliyoruz ve burada eğitimler düzenliyoruz. Bu kaygıları yendikten sonra normal doğumdan korkmalarını gerektirecek bir şey yok. Normal doğumun faydaları var. Anne normal hayatına daha hızlı dönüyor, anne bebek ten tene teması hem bebek için hem de annenin psikolojik iyileşmesi için çok önemli" ifadelerini kullandı.  "Korkuya kapılmayın"  Doğum sonrası süreçle ilgili de bilgi veren Dr. Sertel, annelerin doğumdan sonraki ilk iki saat boyunca kanama takibine alındığını ve ardından bebekleriyle birlikte servise alındıklarını belirtti. Lohusalık sürecinin sağlıklı geçmesi için gebe okulunda verilen eğitimlerin büyük avantaj sağladığını söyleyen Sertel, "Gebelerimizi lohusalık sürecine hazırlamak için daha önce gebe okuluna katılmışsa burada aldığı eğitimlerle anne bir sıfır önde başlamış oluyor. Ancak bu eğitimleri almadıysa yine korkuya kapılacak bir şey yok bizim burada deneyimli bebek hemşirelerimiz var. Bu hemşire hanımlar, annelerimize emzirme, bebeğin bakımı gibi konularda yardımcı oluyor. Anne taburcu olana kadar alması gereken tüm eğitimi kendisine sağlamış oluyoruz.  Gebe okulundaki eğitimlere babayı da alıyoruz. Babaya da yapması gerekenleri bizzat kendisine öğretiyoruz" şeklinde konuştu.  Uzmanından babalara uyarı  Baba adaylarının da gebelik ve doğum sürecinde önemli bir rol üstlendiğini belirten Sertel, "Babalar anneye büyük bir destek vermeli. Birçok konuda anneye yardımcı olarak onun gebeliği boyunca üzerinde bir miktar yükü alabilir. Doğuma hazırlık sürecinde anneye moral verebilir. Baba adaylarının da çok endişeli olmalarını anlayabiliyoruz ama bu endişeleri anneye yansıtmamaları gerekiyor. Sadece doğum öncesi ve doğum değil, doğumdan sonra da bebeğin bakımı annenin bakımı konusunda babalara da büyük iş düşüyor. Bu nedenle baba adaylarına da eğitimler veriyoruz. Gebe okullarında yalnızca anne adaylarına değil, baba adaylarına da rehberlik ediyoruz" dedi. 

"Bilinçsiz mantar tüketimi öldürüyor" Haber

"Bilinçsiz mantar tüketimi öldürüyor"

Doğada kendiliğinden yetişen mantarları bilinçsizce tüketenlerin yaşadığı zehirlenmelere dikkat çeken uzmanlar, "Bilinçsiz mantar tüketimi öldürüyor" dedi.   İlkbahar ayıyla birlikte yaygınlaşan zehirli mantara dikkat çeken uzmanlar, "Doğada yetişenler yerine, marketlerde bakanlık onaylı taze kültür mantarları tüketilmelidir" uyarısında bulundu.  Erzincan’da baharla birlikte doğada yetişmeye başlayan mantarlara ilginin çok olduğunu kaydeden uzmanlar, şu açıklamada bulundu:  "Türkiye’de doğada yetişen yaklaşık 40 farklı yenilebilir mantar türü var. Ülkemizde yaklaşık 100 kadar zehirli mantar türü de vardır. Bunların birkaç tanesi şiddetli zehirlenme sonucu ölüme neden olma ihtimali yüksek mantarlardır. Zehirsiz ve zehirli mantarların kesin ayırıcı özellikleri yoktur. Zehirli ve zehirsiz mantarlar arasındaki farklar sadece dış görünüşle belirlenemez. Birbirine çok benzeyen mantar çeşitlerinden biri zehirli iken diğeri yenebilir olabilir. Mantardan kaynaklı zehirlenmeler özellikle yağışların bol olduğu mevsimlerde daha çok görülüyor. Mantar zehirlenmeleri özellikle nemli ve yağışlı bölgelerde bahçe ve açık alanlardan toplanıp kolayca tüketilmesi nedeniyle belli dönemlerde sık rastlanılmaktadır. Mantarların özellikle yabani türlerinin tüketilmesi halinde başta gastrointestinal sistem olmak üzere merkezi sinir sistemi (MSS) karaciğer ve böbrekler üzerinde toksik etkilerin oluşabilmektedir. Doğal alanlarda yetişen ve yapısında zehirli madde bulunan şapkalı mantarların, taze kurutulmuş veya konserve olarak çiğ ve pişirilerek yenmesi sonucunda gelişen ve ölümle de sonuçlanabilen ciddi zehirlenmelerdir. Mantar zehirlenmelerinin çok basit bir şekilde önlenebilecek bir zehirlenme tipi olup zehirlenmenin engellenmesindeki tek çare de doğal alanlarda yetişen mantarların kesinlikle yenmemesi. Bunun yerine kültür mantarları tercih edilebilir"  Mantar yedikten sonra belirtilerden bir veya birkaçının görülmesi durumunda mutlaka zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerektiğine değinen uzmanlar, "Mantar zehirlenmelerini tedavi etmek için uygulanabilecek genel bir tedavi yöntemi yoktur. Mantarın türü, yenen mantar miktarı, pişirme şekli, yeme şekli, mantarın toplandığı yer ve mantarı yiyen kişinin fiziksel özelliklerine göre zehirlenme derecesi değişmektedir. Zehirlenme belirtilerine sebep olan mantarların yenmesi durumunda, sersemlik, uykuya meyil, tansiyon düşüklüğü, bulanık görme, yüz ve boyunda kızarma, nabızda artış, ağızda metal tadı, bulantı ve kusma, terleme görülebilir. Mantarda bulunan zehirli maddenin özelliğine göre, yendikten 6 saat sonra gelişebilen zehirlenme belirtileri ise bulantı, kusma, ishal, ateş, nabız atışıyla daha sonra karaciğer ve böbrek bozukluklarıyla bu organların bozukluklarına bağlı belirtiler şeklindedir. Sonuçta koma ve ölüm de söz konusu olabilmektedir" ifadelerini kullandı. 

"Evde sağlık hizmeti ekipleri anneme kendi anneleri gibi bakıyor" Haber

"Evde sağlık hizmeti ekipleri anneme kendi anneleri gibi bakıyor"

Karaman'da, Ramazan Bayramı'nda da evde sağlık hizmetleri verilmeye devam ediliyor.  Yaşlı, kronik rahatsızlığı nedeniyle yatağa bağımlı veya yürüyemeyecek kadar engelli hastaların tıbbi takiplerini evlerinde yapan Evde Sağlık hizmetleri ekipleri, Ramazan Bayramı'nda da görev yaptı. Bu çerçevede, Karaman Evde Sağlık Hizmetleri ekipleri, 97 yaşındaki Ayşe Evren'i evinde ziyaret ederek, rutin kontrollerini gerçekleştirdi, tıbbi ihtiyaçlarını karşıladı.  "Hastalarımızın tıbbi ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılıyoruz"  Evde Sağlık Birimi Sorumlusu Dr. Enes Coşkun, evde sağlık hizmeti alan hastaların tıbbi ihtiyaçlarını kesintisiz karşıladıklarını söyledi.  Coşkun, evde sağlık hizmetinin özellikle hareket kısıtlılığı olan ve hastaneye ulaşmakta güçlük çeken bireyler için büyük bir kolaylık sağladığını belirterek, "Bayram günlerinde de hastalarımızı yalnız bırakmamak bizim için bir sorumluluk. Ekiplerimiz, hastalarımızın tıbbi ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamak için gece gündüz çalışıyor. Bundan sonrada Karaman halkına kaliteli ve kesintisiz sağlık hizmeti sunmaya devam edeceğiz" dedi.  "Kendi annelerine bakar gibi bakıyorlar"  Ayşe teyzenin oğlu Nazım Faruk Evren ise sağlık çalışanlarının her koşulda kendilerine hizmet için hazır olduğunu belirterek, "Evde sağlık ekibi annemize adeta kendi anneleri gibi ilgi gösteriyor. Onların sayesinde hiçbir zaman yalnız hissetmiyoruz. Her aradığımızda yanımızdalar ve ihtiyaçlarımızı en iyi şekilde karşılıyorlar. Böyle bir hizmetin sunulmasından dolayı çok mutluyuz ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz" diye konuştu.  Evde sağlık hizmeti alan 97 yaşındaki Ayşe Evren'de sağlık ekiplerine ilgilerinden dolayı teşekkür etti.  "Karaman'da 500'ün üzerinde kişi evde sağlık hizmeti alıyor"  Karaman İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Serkan Yurdakul evde sağlık hizmetlerinin hastaneye ulaşmakta güçlük çeken bireyler için büyük kolaylık sağladığını söyledi.  Karaman'da bin 500'ün üzerinde evde sağlık hizmeti alan hasta bulunduğunu belirten Yurdakul, "Ekiplerimiz, yıl boyunca hastalarımıza yaklaşık 25 bin ziyaret gerçekleştirmektedir. Vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak ve onların yaşam kalitesini artırmak için çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz. Bu süreçte büyük bir özveriyle çalışan evde sağlık birimi personelimize de teşekkür ediyorum. Onların fedakarlıkları sayesinde hastalarımıza en iyi şekilde hizmet sunmaya devam ediyoruz "dedi. 

Kanserde Moral Çok Önemli  Haber

Kanserde Moral Çok Önemli 

Bursa'da kanseri yenen ve kanser ile mücadele eden hastalar, hekimleriyle moral etkinliğinde gönüllerince elendi. Kanserde, tıbbi tedavinin kadar, motivasyon ve moralinde önemli olduğunu gözler önüne serdi.  Bursa'daki hastanenin onkoloji bölümünde kanserle mücadele eden ve kanseri yenen hastalar, Kanser Haftası'nın yaklaşması nedeniyle doktorlarıyla birlikte bir motivasyon etkinliğine imza attı. Türk sanat ve halk müziği parçalarını dinleyerek ve hareketli parçalara dans ederek eşlik eden hastalar unutulmaz hatıralar biriktirdi.  Pankreas kanserini atlattı sıra karaciğerde  Pankreas kanserini yenen Recep Tamernoca, "Yaklaşık bir buçuk yıldır Prof. Dr. Nilüfer Avcı ve Uzm. Dr. Ziya Yaşar kontrolünde tedavilerim devam ediyor. 10 aylık bir süreç içinde pankreas kanserini, kemoterapiler ve radyoterapilerle atlattım. Şu an karaciğerimde görünen ufak kitle var. Üç aylık bir kemoterapi daha planlandı. Kanserde en önemli şey moral. Bu etkinlik moral açısından çok olumlu oldu" dedi.  Bize motivasyon kaynağı oldu  Böbrek rahatsızlığı bulunan ve böbreği alınarak şu anda kemoterapi gören Hülya Esenbutur, etkinliğin çok iyi olduğunu belirterek, "Böbrek rahatsızlığım vardı, böbreğim alındı. Şu an kemoterapi görüyorum. Bugün bizim için bu etkinlik çok güzeldi. Çok güzel bir motive kaynağı oldu. Hastane yönetimine çok teşekkür ediyorum. Çok eğlendim, çok mutlu oldum ve moral buldum" diye konuştu.  Kanserde moral çok önemli  Etkinliğin mimarı Medicana Bursa Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Nilüfer Avcı, "Bugün, merkezimizde tedavi gören hastalarımız ve onlara refakat eden hasta yakınları için bir moral ve motivasyon etkinliği düzenledik. Müzik, aslında sağlık alanında tedavi amaçlı uzun yıllardır, hatta yüzyıllardır kullanılmaktadır. Dolayısıyla biz de ruha dokunmak amacıyla bu tarz etkinliklere önem veriyoruz ve destekliyoruz. Hastalarımız aslında bu etkinlikte başlangıçta şaşırdılar, ama hepsi çok sevdi. Hastalığı yenenler de bunu bir kutlama gibi algıladı" şeklinde konuştu. 

"Çocukların şeker tüketimine dikkat "  Haber

"Çocukların şeker tüketimine dikkat " 

Ramazanda boyunca protein ağırlıklı besinlerin çok ağırlıkta tüketildiğini hatırlatan Diyetisyen Gamze Söylemez, "Bu yüzden Ramazan'ın son sonrası en azından protein ağırlıklı besinleri kısmakta fayda var" dedi.   "Daha çok bitkisel protein olan kuru baklagilleri tüketebilirsiniz. Sıvı tüketiminde yine çay, kahve, sıvının çok fazla yerini tutmaz" şeklinde konuşan Diyetisyen Gamze Söylemez, "Bu yüzden çay, kahve içilecekse, daha açık tüketilmemeli, demli tüketilmemeli ve yemeklerden yarım saat sonra tüketilmelidir. Bu kısma da önem veriyorum. Her sofrada mutlaka koyu yeşil yapraklı sebzeleri bulundurmalısınız. Zeytinyağlı sebzelere önem vermelisiniz. Havalar ısınıyor. Bahar aylarının, mevsim sebzeleri çok çok yoğunlukta. Bu yüzden bunları da sofralarda mutlaka bulundurmalısınız. Ramazanda özellikle kahvaltı, iki ara öğün ve bir ana öğün demiştik. Kahvaltımızı konuştuk. Ara öğün olarak daha çok bitkisel proteinlerden koyu, yeşil yapraklı sebzeleri bulundurabilir. Süt, ayran tüketebilir. Fındık, badem, ceviz gibi yağ tohumları da ara öğünlere de dahil edebilirsiniz. Yine cilt elastikiyeti için cildin parlaklığı için de meyveleri kullanabilirsiniz. Özellikle koyu renkli meyvelerin, antioksidan kapasiteleri çok yüksek olduğu için meyvelerde mutlaka ara öğünlerde tüketilmelidir. Akşam yemeğinden sonraki tüketilen ara öğün olarak da genelde bizim toplumunuzda tatlı tüketimi çok fazla oluyor. Daha çok kuru meyvelere yönelebilir bireyler. Kuru kayısı, kuru hurma, kuru incir tarzı, kuru meyvelerde tatlı ihtiyacımızı önemli ölçüde azaltacaktır." diye konuştu.  "Çocukların şeker tüketimine dikkat "  Ramazan Bayramı'nda özellikle çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğuna dikkat çeken Söylemez, "Buradan da uyarmış olalım. Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz. İçerisinde rafine şeker eklenmeyen meyve suları çocuklarınızın büyüme gelişiminde ve beyin gelişiminde de önemli ölçüde farklılık gösterecektir. Daha çok şekerlerden ziyade kendi ev yapımı sütlü tatlılarınızı ikram edebilirsiniz. Burada da böyle birazcık daha tabuları yıkmış olabiliriz diye düşünüyorum. Daha dikkatli olursak çünkü beslenme temelinde çocuklarla devam eden bir şey. Çocukları nasıl yetiştirirseniz ilerleyen dönemlerde yetişkinlerde bu noktada daha bilinçli ilerleyeceğini düşünüyorum" dedi.  "Daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tercih"  Ramazan Bayramı'ndaki tatlı tüketimi en çok karşılaştıkları sorulardan birisi olduğunu söyleyen Söylemez, sözlerine şöyle devam etti, "Burada dikkat edilmesi gereken kurallardan birisi daha çok sütlü tatlılar tercih edilmeli. Şerbetli tatlılar kan şekerini hızlı yükselttiği için hızlı da düşürebilir. Bu yüzden özellikle kronik hastalığı olan şeker, diyabet tarzı, tip bir tip iki diyabet hastaları, kolesterol problemi olanlar, özellikle gebe danışanlarıma da çok özellikle bu konuda uyarılarda bulunuyorum. Daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tercih edebilirsiniz. Yemeklerden en azından iki saat sonra sindirim tamamlandıktan sonra tatlı tüketirseniz metabolizma anlamında sizin için daha kolay olacaktır. Kronik hastalığı olanları burada özellikle uyarmak istiyorum. Lütfen yemeklerden hemen sonra ya da çok fazla porsiyonlarda tatlı tüketmeyin. Birkaç eve davete gidiyorsanız en azından bir iki tanesini seçip bunları da güne bölerek tatlı tüketimini bu şekilde tamamlayabilirsiniz. Her tatlı tüketiminden sonra bol bol su içme ve egzersiz yaparak en azından sindirimini kolaylaştırmaya yardımcı olabilirsiniz." 

Bu hastalık geri dönüşü olmayan hasarlara neden olabilir, aman dikkat Haber

Bu hastalık geri dönüşü olmayan hasarlara neden olabilir, aman dikkat

Halk arasında uçuk olarak tabir edilen oral herpesin ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkisi geri dönüşü olmayan hasarlara sebep olabiliyor. Konuya ilişkin ciddi uyarılarda bulunan Uzman Diş Hekimi ve Çene Cerrahı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Bu virüs bir kez bulaştığında ömür boyu vücutta kalır. Özellikle bağışıklık sistemi zayıfladığında diş eti iltihaplanması, diş kaybı ve çene kemiği erimesi gibi ciddi sonuçlara neden olabilir" dedi.  Uzman Diş Hekimi ve Çene Cerrahı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, herpes simplex virüsünün (HSV-1) sadece dudaklarda çıkan uçuklarla sınırlı olmadığını, diş eti hastalıklarına ve çene kemiği erimesine kadar ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. HSV-1 virüsünün tükürük teması, ortak kullanılan eşyalar ve oral-genital temas yoluyla bulaştığını vurgulayan Özkan, virüsün aktif uçuk lezyonları döneminde daha bulaşıcı olduğunu, ancak belirti göstermeyen taşıyıcılardan da geçebileceğini ifade etti.  "Bu virüs bir kez bulaştı mı ömür boyu sizinle, şok edici gerçekler"  Uzman Diş Hekimi ve Çene Cerrahı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Oral herpes, yalnızca dudaklarda çıkan uçuklarla sınırlı olmayan, ağız ve diş sağlığını derinden etkileyen bulaşıcı bir viral enfeksiyondur. Virüs bir kez vücuda girdiğinde ömür boyu sinir hücrelerinde saklanarak bağışıklık sistemi zayıfladığında yeniden aktif hale gelebilir. Bu durum, diş eti hastalıklarından hatta ileri dişeti hastalığına ve hatta çene kemiği erimesine kadar birçok ciddi soruna yol açabilir. Oral herpes, diş, diş eti ve çene kemiğinde ciddi enfeksiyonlara yol açarak hastaların ağız sağlığını tehdit edebilir. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf bireylerde, virüs diş eti iltihaplanmasına (gingivitise), diş kaybına ve çene kemiği erimesine sebep olabilir" dedi.  "Belirti göstermeyen taşıyıcılardan da bulaşabilir"  Oral herpesin bulaşma yollarını açıklayan Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Tükürük teması, öpüşme, aynı bardak veya çatal-kaşığı kullanma yoluyla bulaşabilir. Oral-genital temas: HSV-1, oral seks sırasında genital bölgeye bulaşabilir ve tam tersi de mümkündür. Ortak kullanılan eşyalar; havlu, ruj, diş fırçası gibi kişisel eşyaların paylaşılması riski artırır. Eldeki yaralar aracılığıyla yayılma; enfekte bölgelere dokunduktan sonra göz, burun veya ağız gibi hassas bölgelere temas etmek virüsün yayılmasına neden olabilir. Virüs, aktif uçuk lezyonları olduğunda en bulaşıcı haldedir, ancak belirti göstermeyen taşıyıcılardan da bulaşabilir" diye konuştu.  "Bazı vakalarda iz kalabilir"  Oral herpesin ağız ve diş sağlığına zararlarına değinen Prof. Dr. Özkan, "HSV-1 enfeksiyonu en sık dudaklarda kendini gösterir. Dudak kenarlarında içi sıvı dolu ağrılı kabarcıklar (veziküller) oluşur. Lezyonlar açıldığında virüs yayılabilir ve ikinci dereceden enfeksiyon riski artar. Dudak çatlamaları, yemek yemeyi ve konuşmayı zorlaştırır. Bazı vakalarda iz kalabilir. Virüs ağız mukozasına yayıldığında herpetik stomatit adı verilen ciddi ağız içi enfeksiyonlarına yol açabilir" şeklinde konuştu.  "Geri dönüşü olmayan hasarları tetikleyebilir"  HSV-1, diş etlerinde şişme, kanama ve ağrıya neden olabileceğini söyleyen Özkan, "Herpetik gingivostomatit, özellikle çocuklarda sık görülen, diş etlerinin iltihaplanmasına yol açan bir enfeksiyondur. Şişmiş, kanayan ve hassas diş etleri, ağrılı ülserler ve ağız içi yaralar, ağız kokusu (halitozis), yeme ve içme sırasında şiddetli ağrı hastalığın belirtisidir. Diş eti hastalıkları tedavi edilmezse ilerleyerek kronik periodontitis (ileri diş eti hastalığı) geliştirme riskini artırır. Bu durum, diş kaybına kadar ilerleyebilir. Herpes virüsü aktif hale geldiğinde, diş eti iltihabı gelişme riski yüzde 45 oranında artmaktadır. HSV taşıyan bireylerde periodontal hastalık oranı, virüsün olmadığı durumlara göre 3 kat daha yüksektir. Kronik HSV enfeksiyonları, diş eti hastalıklarının şiddetlenmesine ve çene kemiğinde (alveolar kemik) erimelere neden olabilir. Virüsün yayılması, osteonekroz yani çene kemik dokusunun ölmesi gibi geri dönüşü olmayan hasarları tetikleyebilir" ifadelerini kullandı.  "Vücut direncinizi sistemik olarak artırıcı gıdalara yönelin"  Korunma ve önleme stratejileri hakkında tavsiye veren Prof. Dr. Birkan Taha Özkan. "6 aylık periyotlarla düzenli diş hekimi muayeneleri yaptırın. Ağız içinde şüpheli lezyon veya olağandışı belirtiler fark ederseniz, derhal diş hekiminizle görüşün. Antiviral etkili ağız gargaraları kullanarak virüs yükünü azaltın. Diş fırçanızı ve kişisel ağız bakım araçlarınızı düzenli olarak yenileyin; HSV, bu araçlarda 24 saate kadar aktif kalabilmektedir. Bağışıklık sisteminizi güçlendiren ağız diş dişeti ve çene kemiğine sahip olmak için diş eti hastalığınızın önüne geçin, çürük tedavinizi yaptırın, diş kaybı olan bölgeleri dişli hale getirtin ve buna benzer rahatsızlıklarınızın çözümüne odaklanın. Vücut direncinizi sistemik olarak artırıcı gıdalara yönelin" dedi. 

Uzman Diyetisyen Uç: "Sıcak havalarda ağır besinler tüketmek halsizliğe yol açabilir" Haber

Uzman Diyetisyen Uç: "Sıcak havalarda ağır besinler tüketmek halsizliğe yol açabilir"

Elazığ Medilines Hastanesinde görevli uzman diyetisyen Gülben Uç, Ramazan ayının sona ermesiyle birlikte vatandaşların bayramda aşırı tüketimden uzak durarak dengeli ve sağlıklı beslenmeleri gerektiğini söyledi.   Elazığ’da Medilines Hastanesinde görevli uzman diyetisyen Gülben Uç, vatandaşların bayramda yapmaları gerekenler hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Ramazan ayından çıktıktan sonra vatandaşların daha çok hafif ürünlere yönelmesi gerektiğini aktaran Uç, bol su tüketimi ve sağlıklı beslenmenin çok önemli olduğunu ifade etti. Dengeli ve sağlıklı beslenme hakkında bilgilendirmelerde bulunan uzman diyetisyen Gülben Uç, "Uzun bir zamandan sonra ailecek kahvaltı sofrasına oturulduğu için, herkeste şundan bundan yesem diyerek sınırsız besin tüketeceği düşüncesi gelir. Ancak, aşırı tüketimden uzak durarak dengeli ve sağlıklı bir kahvaltıyla güne başlamak gerekir. Bayramda misafirliklere çok sık gidilmektedir. Gittiğimiz yerlerde de baklava başta olmak üzere birçok tatlı, yanında sarma ve dolma gibi besinler ve hamur işleri ikram edilmektedir. Her gittiğimiz yerde tadımlık alsak bile gün içinde bu besinlerden çok fazla tüketmiş oluruz. Bu yüzden, gittiğimiz yerlere tok karnına gitmeye özen gösterelim. Eğer evde ana öğünümüzü tüketip gidersek, kendimizi frenlememiz daha rahat olacaktır. Eğer, siz misafirlerinize daha sağlıklı şeyler ikram ederseniz onlarda sizden görüp ikrama başlayabilirler. Örneğin, baklava gibi şerbetli tatlılar yerine, sütlü irmik tatlıları, sütlaç ve meyveli kek gibi daha sağlıklı alternatifler veya hafif meyve tabağı hazırlayıp ikramlarda bulunabilirsiniz. Böylece, misafirleriniz antioksidan, mineral, vitamin almış olur. Özellikle, sıcak havalarda ağır besinler tüketmek, halsizliğe yol açabilir. Gittiğiniz yerlerde kola gibi asitli içecekler yerine su tüketebiliriz. Özellikle, sıcak havalarda su ihtiyacımız artmaktadır. Gün içerisinde dışarıda olduğumuz için, su tüketmeyi unutabiliyoruz. Gittiğimiz misafirliklerde, tercihimizi sudan yana kullanırsak, günlük su tüketimimizi arttırmış oluruz. Kahvaltı da ise, hafif sebzeli omlet yanında ise peynir çeşitleri tüketebiliriz. Gün içerisinde, misafirlikte olacağımız için gittiğimiz yerde hafif ve sağlıklı tercihler yapıp akşam geldiğimizde ise, çok ağır et yemekleri yerine sebze yemekleri ve yoğurt tüketerek gün içerisinde aldığımız fazla yağı ve enerjiyi de dengeleyebiliriz. Ayrıca, mesafe olarak yakın olan misafirliklerde, yürümeyi ve asansör yerine yürüyerek çıkmayı tercih ederek, aktifliğimizi arttırabiliriz" dedi. 

Bayramda Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları Haber

Bayramda Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları

Diyetisyen Banu Özbingül Arslansoyu, bayramda sağlıklı beslenmenin püf noktalarına dikkat çekerek, sofralarda yemek konusunda ‘aşırı ısrarcı tutumlarla’ başa çıkmanın önemine vurgu yaptı.   "Bayram sofraları sevdiklerinizle keyifli anlar paylaşmanın bir parçası olsa da aşırı ve dengesiz beslenme mide rahatsızlıklarından kan şekeri dalgalanmalarına kadar birçok sağlık sorununa yol açabilir" diyen Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Diyetisyeni Banu Özbingül Arslansoyu, bayramda sağlıklı beslenmenin püf noktalarına dikkat çekti.  "Bayram sevinciniz gölgelenebilir"  Sofralarda yemek konusunda ‘aşırı ısrarcı tutumlarla’ başa çıkmanın önemine vurgu yapan Diyetisyen Özbingül Arslansoyu, "Bayram sofralarında dengeli beslenme zorlaştı. Bu durum gaz, şişkinlik, hazımsızlık, mide bulantısı, baş ağrısı, şeker ve tansiyon yükselmesi gibi sağlık sorunlarına yol açarak bayram sevincini gölgeleyebilir" dedi.  Arslansoyu, bayram sofralarında uzun süre vakit geçirmenin farkında olmadan fazla yemek tüketimine yol açabileceğini belirterek, bu nedenle besin seçiminde dikkatli olunması ve porsiyon kontrolüne özen gösterilmesi gerektiğini vurguladı.  "Hafif bir kahvaltı ile güne başlayın"  Bayram sabahına hafif bir kahvaltıyla başlanması gerektiğini belirten Arslansoyu, "Kahvaltı öğünü kesinlikle atlanmamalı, ziyaretlere aç karnına gidilmemeli" dedi. Gün içinde geleneksel tatlılar ikram edileceği için kahvaltıda reçel, şeker gibi tatlı besinlere yer verilmemesi gerektiğini anımsatan Arslansoyu, "Salam, sosis, sucuk gibi işlenmiş et ürünlerinden kaçınılmalı; bunun yerine süt, tam tahıllı ekmek, peynir, yumurta ve bol mevsim sebzesi ile güne başlanmalı" dedi.  "Besinleri iyice çiğneyin"  Besinlerin iyice çiğnenmesi ve sofradan aceleyle kalkılmaması gerektiğini de vurgulayan Arslansoyu, "Bayram ziyaretlerine aç karnına gitmekten kaçınılmalı, aksi halde enerji yoğunluğu yüksek besinler fazla tüketilebilir" dedi.  Öğle ve akşam yemeklerine dikkat  Öğle ve akşam yemeklerinde sağlıklı besinlere yer verilmesi gerektiğini belirten Arslansoyu, mutlaka zeytinyağlı sebzeler ve salata tüketilmesi gerektiğini belirtti. Ana yemeklerin hazırlanışına da dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Arslansoyu, "Fırın, ızgara, buğulama veya haşlama yöntemleri tercih edilmeli" ifadelerini kullandı.  "Hafif tatlıları tercih edin"  Tatlı seçiminde ise şerbetli ve ağır tatlılar yerine daha hafif alternatiflerin tercih edilmesini öneren Arslansoyu, sütlü veya meyveli tatlılar tüketilmesini tavsiye etti. Tatlılara tarçın eklenmesinin faydalarına da değinerek "Tarçın, tatlı bir baharat olduğu için besinin daha tatlı hissedilmesini sağlar ve enerji yoğunluğu düşüktür. Aynı zamanda kan şekerini dengeleyerek iştah kontrolüne yardımcı olur" diye konuştu. 

Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
logo
Yeni Marmara Gazetesi En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.