Eski Türkiye’de çok içine kapanmış bir durumdaymışız meğer ! Mevcut İktidar, yaptığı yenilikler ve farklılıklar ile bize bunu satır satır anlatıyor. Mesela altmışlı yıllarda veya yetmişlerde mahallede elektrik kesildi diyelim. En yakın yerdeki telefona ulaşarak Belediye Elektrik İşletmesi’ni arar, adresi verir ve “bir zahmet trafomuza bir bakın da, elektrikten mahrum kalmayalım.” denirdi ve beklemeye koyulurduk. Bir süre sonra, bir kamyonet, kasasındaki merdiven ile verilen adrese ulaşırdı. Bir ya da iki teknisyenden biri trafo içine girer, biraz uğraşır ve sorun giderilirdi. Bazen de, elektrik sarfiyat faturasını zamanında veremez, bir süre sonra cezalı olarak ödemek için, Tayyare Sineması’nın yanındaki sokaktan aşağıya iner, sağınızda kalan pembe binaya girerdiniz. Burası işletmenin merkeziydi. Gecikmiş faturanızı öder ve mutlu, mesut binadan çıkardınız. Ama değişmeyen bir alışkanlık ya da kural vardı. Elektrik İdaresi Belediye’ye ait olduğu için, şüpheye düşmez ve taleplerinizin kesinlikle zamanında yerine getirileceğini bilirdiniz. Çünkü bir sıkıntı varsa, siyasetçilere, belediye yetkililerine bunu iletir, durumu çözerdiniz. Belediye yönetimi bu elektrik alış verişinden bir pay alır mıydı, onu da bilmezdiniz. Belki de merkezi bir resmi binaya, buradan bir meblağ da öderdi belediyeler…Ama bu durum bizi hiç ilgilendirmezdi…Zam yapıldığında biraz canı sıkılırdı büyüklerimizin ama bu artış büyük olmadığı için, kısa süre sonra, unutulurdu bu durum. Her şeyden önemlisi, bu gibi kurumlara büyük saygı ve güven duyulurdu. Ben şimdi bu eski günleri neden anlattım ? İşte can alıcı soru da bu zaten…Çünkü, kentlere elektrik enerjisi sağlanması, dağıtımı ve hatların onarımı ayrı bir kuruluş tarafından yürütülüyor yeni Türkiye’de… Çünkü, elektrik dağıtımı kamu tarafından satışa çıkarılıyor ve bir özel işletme bunu alarak,bu ülkenin ürettiği enerjiyi, bize kâr ederek satıyor ve bu arada hem de bakım ve onarımını sağlıyor. Enerjiyi Yüce Devletimiz’den kaça alıp, bize kilovat saatini kaça satıyor bilyor muyuz, bilmiyoruz. Eski Türkiye’de bu zaten konu bile olmazdı. Ama şimdi asıl konu bu. Çünkü ihale yolu veya bilemediğimiz bir yöntem ile (!) bir şirket bu dağıtım işini aldığında ne kazandığını, nelerden sorumlu olup olmadığını bile bilemiyoruz. Biliyorum laf çok uzadı. Aslında bir müjde verecektim sizlere…Şimdi dikkat edin cümlelerime…
İngiliz sattı Amerikalı aldı
Haber aynen şöyle: CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’daki 4 milyon elektrik abonesinin topluca Amerika’nın müşterisi yapıldığını tespit ettiklerini açıklamış. Özelleştirmeler kapsamında; kamuya ait olan Uludağ Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin özelleştirme ihalesini 2010 yılında Limak’ın kazandığını hatırlatan Yavuzyılmaz, elektrik dağıtımı işinin nasıl ülke ülke satıldığını da ayrıntılı biçimde anlatmış.
"Aynı yıl içinde Limak-Kolin-Cengiz’in ortak şirketine özelleştirme devri yapıldı. 7 yıl sonra Kolin ve Cengiz’in hisselerinin tümü Limak’a satıldı. Böylelikle Limak 4 milyon aboneyi kendine bağladı ve 5 yıl (2022) sonra da dağıtım şirketini İngiliz yatırım fonu Actis’e sattı. İngiliz Actis de dağıtım şirketini 2024 yılında Amerikan General Atlantic şirketine sattı. Rekabet Kurumu da bu satışı 6 Şubat 2025’te onayladı.”
Eski bir deyim vardı çıkış noktasını bilemediğim…”Asılacaksan İngiliz sicimi ile asıl” denirdi bazı durumlarda…Ama Bursa İngiliz sicimi yerine, Amerikan bezini, pardon elektriğini tercih etmiş de haberimiz yok! Neden olsun ki, alan Amerikalı, satan İngiliz. Mal da bizim ülkemizin! Söz bitti….
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
Yeni Marmara Gazetesi
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İSMAİL KEMANKAŞ
Müjde Bursa artık elektriğin ABD garantili!
Eski Türkiye’de çok içine kapanmış bir durumdaymışız meğer ! Mevcut İktidar, yaptığı yenilikler ve farklılıklar ile bize bunu satır satır anlatıyor. Mesela altmışlı yıllarda veya yetmişlerde mahallede elektrik kesildi diyelim. En yakın yerdeki telefona ulaşarak Belediye Elektrik İşletmesi’ni arar, adresi verir ve “bir zahmet trafomuza bir bakın da, elektrikten mahrum kalmayalım.” denirdi ve beklemeye koyulurduk. Bir süre sonra, bir kamyonet, kasasındaki merdiven ile verilen adrese ulaşırdı. Bir ya da iki teknisyenden biri trafo içine girer, biraz uğraşır ve sorun giderilirdi. Bazen de, elektrik sarfiyat faturasını zamanında veremez, bir süre sonra cezalı olarak ödemek için, Tayyare Sineması’nın yanındaki sokaktan aşağıya iner, sağınızda kalan pembe binaya girerdiniz. Burası işletmenin merkeziydi. Gecikmiş faturanızı öder ve mutlu, mesut binadan çıkardınız. Ama değişmeyen bir alışkanlık ya da kural vardı. Elektrik İdaresi Belediye’ye ait olduğu için, şüpheye düşmez ve taleplerinizin kesinlikle zamanında yerine getirileceğini bilirdiniz. Çünkü bir sıkıntı varsa, siyasetçilere, belediye yetkililerine bunu iletir, durumu çözerdiniz. Belediye yönetimi bu elektrik alış verişinden bir pay alır mıydı, onu da bilmezdiniz. Belki de merkezi bir resmi binaya, buradan bir meblağ da öderdi belediyeler…Ama bu durum bizi hiç ilgilendirmezdi…Zam yapıldığında biraz canı sıkılırdı büyüklerimizin ama bu artış büyük olmadığı için, kısa süre sonra, unutulurdu bu durum. Her şeyden önemlisi, bu gibi kurumlara büyük saygı ve güven duyulurdu. Ben şimdi bu eski günleri neden anlattım ? İşte can alıcı soru da bu zaten…Çünkü, kentlere elektrik enerjisi sağlanması, dağıtımı ve hatların onarımı ayrı bir kuruluş tarafından yürütülüyor yeni Türkiye’de… Çünkü, elektrik dağıtımı kamu tarafından satışa çıkarılıyor ve bir özel işletme bunu alarak,bu ülkenin ürettiği enerjiyi, bize kâr ederek satıyor ve bu arada hem de bakım ve onarımını sağlıyor. Enerjiyi Yüce Devletimiz’den kaça alıp, bize kilovat saatini kaça satıyor bilyor muyuz, bilmiyoruz. Eski Türkiye’de bu zaten konu bile olmazdı. Ama şimdi asıl konu bu. Çünkü ihale yolu veya bilemediğimiz bir yöntem ile (!) bir şirket bu dağıtım işini aldığında ne kazandığını, nelerden sorumlu olup olmadığını bile bilemiyoruz. Biliyorum laf çok uzadı. Aslında bir müjde verecektim sizlere…Şimdi dikkat edin cümlelerime…
İngiliz sattı Amerikalı aldı
Haber aynen şöyle: CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’daki 4 milyon elektrik abonesinin topluca Amerika’nın müşterisi yapıldığını tespit ettiklerini açıklamış. Özelleştirmeler kapsamında; kamuya ait olan Uludağ Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin özelleştirme ihalesini 2010 yılında Limak’ın kazandığını hatırlatan Yavuzyılmaz, elektrik dağıtımı işinin nasıl ülke ülke satıldığını da ayrıntılı biçimde anlatmış.
"Aynı yıl içinde Limak-Kolin-Cengiz’in ortak şirketine özelleştirme devri yapıldı. 7 yıl sonra Kolin ve Cengiz’in hisselerinin tümü Limak’a satıldı. Böylelikle Limak 4 milyon aboneyi kendine bağladı ve 5 yıl (2022) sonra da dağıtım şirketini İngiliz yatırım fonu Actis’e sattı. İngiliz Actis de dağıtım şirketini 2024 yılında Amerikan General Atlantic şirketine sattı. Rekabet Kurumu da bu satışı 6 Şubat 2025’te onayladı.”
Eski bir deyim vardı çıkış noktasını bilemediğim…”Asılacaksan İngiliz sicimi ile asıl” denirdi bazı durumlarda…Ama Bursa İngiliz sicimi yerine, Amerikan bezini, pardon elektriğini tercih etmiş de haberimiz yok! Neden olsun ki, alan Amerikalı, satan İngiliz. Mal da bizim ülkemizin! Söz bitti….